BUGÜN “Adil Gür” dendiği zaman, kamuoyu anketlerinde “güven” akla geliyor.
-Valla benim aklıma sadece A&G markası geliyor
Çünkü son yerel seçimde “güvenilir” sanılan bazı kamuoyu şirketleri AK Parti’yi 12 puan fazla gösterirken, o neredeyse tam olarak tutturdu.
-Anlaşılan eskiler seni fena yanıltmışlar :)
Önceki pazartesi günü Milliyet Gazetesi’nde Aslı Aydıntaşbaş’ın Adil Gür’le yaptığı bir söyleşi vardı.
-Bu yazıyı ta o zamandan tasarlıyordun, itiraf et!
Tahminler beni ilgilendirmiyor.
-Niye? Sonuç seni memnun etmediği için mi?
Ancak o konuşmada söylediği bir şey var ki, çok ilgi çekici.
-Gel gel, esas meselene gel
Tecrübeli ve temkinli araştırmacı Adil Gür, bu referandum ve önümüzdeki seçimde kamuoyu anketlerinin çok yanılabileceğini söylüyor.
-Neden diye soracağımızı bile bile niye "Neden mi?" diye soracaksın yine?
Neden mi?
-Al işte
“Çünkü, vatandaş, gerçek düşüncesini söylemeye korkuyor.”
-Ayol millet sokakta sohbet etmeye korkuyormuş!
Yani “fişleneceği”, “iktidarın zulmüne uğrayacağı” korkusuyla fikrini söyleyemiyor.
-Millet sevgilisine mesaj atmaya korkuyor, önlerine aldıklarını türlü işkencelerden geçirip Silivri'ye atıyorlarmış.
* * *
13 Eylül 2010 sabahı Türkiye nasıl bir ülke olacak?
-Referandumda evet çıkarsa yaşanmaz artık burda valla.
Hükümet ve ona yakın kişilere bakarsanız, “Evet” oyları bir tane fazla çıkarsa,
“Türkiye 12 Eylül’ün rövanşını almış ve dolayısıyla demokrat bir ülke haline gelmiş olacak.”
-Rövanşist bunlar rövanşist.
Günlerdir yapılan ağır propaganda böyle.
-Ya sorma, utanmasalar 12 Eylül 1980'deki gibi hayır kampanyasını yasaklayacaklar.
“Evet” diyenler demokrat, “Hayır” diyenler “darbeci”, “askerci” şucu, bucu.
-Böyle demokratlık olur mu hiç?
Ancak hiç biri düşünmüyor. Maazallah “Hayır” oyları bir tane fazla çıkarsa ne olacak?
-Sivil faşizmin sonu olacağı için düşünmüyorlardır.
Türkiye, asker postalı yalayan, darbeleri destekleyen bir ülke mi?
-Hâşâ, 4,5 darbecik oldu sadece, onlar da hiç acıtmadı.
Bu vicdansız kampanyayı sürdürenlere soruyorum.
-Sor abicim
Maazallah “Hayır” çıkarsa, 13 Eylül sabahı ne yazacaksınız?
-Ne yazacaklar, saltanatları son bulacağı çıldırırlar herhalde.
“Mahvolduk, ülke darbecilerin eline geçti” mi diyeceksiniz?
-Derler, kesin derler
Şimdi geliyorum asıl soruya:
-Anayemeği yedik sanıyordum ben?
Bir ülkenin demokrasi alın yazısı, üç-beş puan farkla değiştirilebilir mi?
-Demokrasinin alın yazısı ne ola?
Bence bu soruya cevap verebilmek için, başka parametrelere bakmamız lazım.
-Bakalım canım.
Bu ülkede “demokrasiyi savunan” zevatın siciline, vicdan karnesine bakmak lazım.
-Ne karinesi ya fişi çekilmiş vicdanın karinesi mi olur?
* * *
* Soruyorum:
Vatandaşı kamuoyu anketine bile cevap verirken, fişlenme korkusu yaşayan bir “korku imparatorluğunda” demokrasiden söz edilebilir mi?
13 Eylül sabahı, vatandaş bu korkularını atabilecek mi, yoksa bu korkular daha da mı artacak?
-Valla, PTT'si, TRT'si, THY'si bile fişliyor artık.
*Soruyorum:
13 Eylül sabahı bu ülkede insanlara adil yargılanma hakkı verilecek mi?
-Nerdeee, şer i hukukun tohumları atılıyor .
Hâkim ve savcılar üzerindeki baskılar sona erecek mi?
-Deli misin, cüpperlerinde bile ses kayıt cihazlarıyla dolaşırlar artık.
500 gündür neyle suçlandığını bilmeden içerde yatan insanlara bir vicdan borcu ödenecek mi?
-Vicdan mı var bunlarda, binlerce sayfa iddianame yazmışlar kimse okumasın diye.
Silivri, yeni bir Diyarbakır Cezaevi olmaktan kurtulacak mı?
-Beteri olmuş bile. İşkence sesleri Yenibosna'daki Zaman gazetesine kadar geliyormuş.
*Soruyorum:
13 Eylül sabahı, bu ülkede hükümetin beğenmediği medya kuruluşları üzerindeki baskılar kalkacak, gerçekten özgür bir medya ortamı oluşacak mı?
-Valla artık Hürriyete kilidi vurursunuz.
*Soruyorum:
13 Eylül sabahı bu ülkede, insanların telefonlarının keyfi biçimde dinlenmesi uygulamalarına son verilecek, özel hayatların ortaya saçılmasına mani olunacak mı?
-Şaka mı yapıyorsun, operatörleri de gasp edip sonra yandaş TRT'de yayınlatırlar.
*Soruyorum:
13 Eylül sabahı bu ülkede seçim barajının yüzde 5’e indirilmesi için düğmeye basılacak ve her vatandaşın oyunun milli iradeye yansımasının önü açılacak mı?
-Milli irade ne güzel yansıyordu işte yıllardır ama nankör bunlar işte.
*Soruyorum:
13 Eylül sabahı bu ülkede hükümet, kendi emrindeki medyanın, bazı insanlar hakkında iddianame dahi yazılmadan linç eylemlerine başlamasına son verdirecek mi?
-Güya seni örnek alıyorlar, tırnağın olamazlar oysa, kurban olsunlar sana.
*Soruyorum:
Referandumdan evet çıktığı takdirde, YÖK’te olduğu gibi yüksek yargıya da militan yandaşların sokulmayacağı konusunda güvence verilecek mi?
-Bir kadılarımız eksikti onlar da tam olacak işte.
* * *
Eğer birileri çıkıp bize bu konularda samimi sözler verip ikna edebilse.
-Hiiiç uğraşmasınlar bu kabarık vicdan karinesinden sonra beni ikna edemezler
Emin olun böyle bir süreç yaşansaydı, bu Anayasa değişikliği yüzde 95’le geçerdi.
-Ben pek emin değilim canım
Ne yazık ki hepimizin hafızasında çok ciddi bir hatıra var.
22 Temmuz 2007 seçimi akşamı verilen o güzel birleştirici sözlerin hepsi lafta ve rafta kaldı.
-Takiyyeci bunlar işte.
“Fifty fifty” formülünü tercih ettik.
-Yani?
Söyleyin, “Hayır” diyen her vatandaşa “Darbeci” etiketinin yapıştırıldığı bir ülkede, yüzde 50’yle geçmiş veya reddedilmiş bir sivil anayasa kimin zaferi olabilir?
-Kimsenin tabi. Aaah ah herkes senin gibi uzlaşmacı bir demokrat, gerçek bir aydın değil ki kuzum.
İlgili yazı; http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15496859.asp?yazarid=10&gid=61
Ertuğrul Özkök Bu özeleştiriyi hak ettim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ertuğrul Özkök Bu özeleştiriyi hak ettim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Ağustos 2010 Cumartesi
3 Ağustos 2010 Salı
Bu özeleştiriyi fazlasıyla hak ettim
BU bir özeleştiri yazısıdır.
Kendimi eleştireceğim.
-Ne gerek var canım.
Konu, eski Yargıtay Başkanı Prof. Sami Selçuk.
-Hocam, şimdiden geçmiş olsun.
Selçuk, haftada bir yazdığı Star Gazetesi’nden geçen hafta ayrıldı.
-E nolmuş?
Eski Yargıtay Başkanı bir süredir Ergenekon davasında yapılan hukuksuzlukları eleştiriyordu.
-Bu sefer peşinen derdini belli ettiğin için sağol.
Ayrıca Anayasa değişikliği yerine, yeni bir anayasanın yapılmasını savundu.
-Olabilir
Bir de milletvekillerinin Anayasa değişikliği oylamasında serbest bırakılması gerektiğini söyledi.
-iyi demiş de parti kapatmayı zorlaştıran yasa baskı yüzünden mi düştü?
Öyle anlaşılıyor ki, bu tutumu, hükümete tam angaje “Star” Gazetesi’nde “rahatsızlığa” yol açmış.
-Ve sen de bunun üzerinden özeleştiri yapacaksın?
* * *
Geçmişte, Sami Selçuk’un başka konularda da çıkışları olmuştu.
-Ne gibi?
O dönemde, fikirlerinin bir bölümü bana ters gelmişti ve oturup onu eleştiren yazılar yazmıştım.
-Hangi fikirleriydi onlar? Çok merak ettim.
Yazılarımda hakaret falan yoktu, sadece fikirlerini eleştirmiştim.
-O kadar nazik bir herifsin ki hakaret etsen bile anlaşılmaz.
Yine de geriye baktığımda, onun çıkışlarını önyargıyla okuduğumu anlıyorum.
-Star gazetesinden ayrılmasa ne işin var önyargıları hatırlayacak.
Daha doğrusu, o çıkıştaki sağlam “aydın duruşunu” hiç anlamadığımı fark ediyorum.
-Eh, Ergenekon'a bir iki eleştiri yapmasa bunu da fark etmeyecekmişsin ya.
Kaç yılını aldı bunu fark etmen?
Tabii hepimiz insanız ve geçmişteki yazılarımız bütün hayat boyu bizi takip ediyor.
-Sahi seninkilerden nasıl kurtulmayı düşünüyorsun?
Geçenlerde Star Gazetesi yazarı Ahmet Kekeç’le sohbet ederken şunu söyledim:
-Sana gün aşırı "çakan" Ahmet Kekeç?
“Bugüne kadar bana yaptığın eleştiriler içinde en haklı olanı, Tansu Çiller döneminde yazdığım bir yazıyı yüzüme vurmandı.
Ben o günlerde ‘Her şey hukuktan ibaret değildir’ diye bir cümle kullanmışım.
Çok haklısın, inan şimdi o cümleden dolayı utanıyorum.”
-Jitem hukukunun aldığı canlardan ötürü mü, yoksa şimdi ergenekoncuların hukuka ihtiyacı olduğu için mi?
Şimdi görüyorum ki, Sami Selçuk, “cemaatçi” bir aydın değil.
-Bekir Berat Özipek diye biri de var Star'da hafif genç sivilliği de var diyorlar.
O, bağımsız bir vicdan ve sapına kadar hukuka bağlı.
-Sami Selçuk'tan Ergenekon avukatı, postal yalayıcı çıkmaz canım, boşuna debelenme.
Yanlış anlamayın, bunu sadece bugün söylediklerine, yazdıklarına bakarak söylemiyorum.
-Hiç yanlış anlar mıyız yaaa, ayıp ettin bak.
Bugün de aynı fikirde olmadığım görüşleri var.
-Ne mesela, birkaç örnek ver be abicim.
Ama hepimize, hukukun ne olduğunu anlatıyor; sanık koltuğuna oturtulan insanları, bizim önyargılarımızın,
ideolojilerimizin değil, hukukun, adalet duygusunun yargılayıp karar vereceğini kabul etmemiz gerektiğini anlatıyor.
-On beş sene önce de hatırlatılıyordu ama sen JİTEM hukukunun şakşakçılığını yapıyordun?
Sami Selçuk, dün Vatan Gazetesi’nde Mine Şenocaklı’nın sorularını yanıtlamış.
Şu cümleleri, bugünkü düşünce hayatımızın sefaletini ne kadar güzel anlatıyor:
-Bu sefaleti senin yazılarından daha iyi birşey anlatamaz.
“Bakıyorsunuz, biri size demokrasi söylevleri çekiyor.
Biraz onun düşüncelerine aykırı şeyler söylemeyegörün, katlanamıyor, hemen saldırıya geçiyor.
Ardından da hoşgörüden söz ediyor.
Oysa hoşgörüde katlanma öğesi vardır.
Siz benim düşüncelerimi benimsemeseniz bile onu sergileme hakkımı savunmanız lazım.”
-Ertuğrul Voltaire de aynısını yapıyor
Arkasından ekliyor:
“Eğer demokratsanız elbette! Değilseniz, zaten içinizde bir faşizm canavarı var demektir.”
-Sakın sen üstüne alınma e mi?
* * *
Evet bu cümleler, Türkiye’de köşe yazarlığının, düşünce hayatının sefaletini ortaya koyuyor.
-Sefaletin resmi için bakınız; Ertuğrul Özkök - "Plasentada mutluluk taklaları"
Bugün ortada “liberal” ve “demokrat” diye gezen insanların bir bölümüne bakıyorum.
-Hangi bölümüne?
Kendilerinden başka kimsenin düşüncesine saygıları yok. Hepsi birer infazcı. Her gün onlarca “andıç” etrafta uçuşuyor.
-Bak hemen beyfendi çizginden kayıyorsun. Hani hoşgörü, düzeyli eleştiri?
Referandumda “Hayır” diyecek insanlara anında “Darbeci”, “Askerci” etiketini yapıştırıyorlar.
-Ay bu lafları ne kadar oturmuş içine böyle. Her yazıda şunlara değinmesen olmaz.
O nedenle Sami Selçuk’un bu tavrı bana iyi bir ders oldu.
-Hadi o zaman Hrant Dink davası için de ders olsun bu tavır?
Bundan böyle “cemaatsiz” insanların düşüncelerine karşı çok daha dikkatli olacağım.
-Çok iyi olur valla.
İnsanlar senin köşene düşeceklerine başka bir sürü yere düşmeyi yeğliyorlar benden söylemesi.
* * *
Yazımı, mülakatı yapan Mine Şenocaklı’nın şu tespiti ile bitiriyorum:
-Senin tespitlerin daha kıymetli amaaa :(
“Ben (sizin ayrılmanızın) gazete için kayıp olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bir gazetede köşe yazarları ne kadar farklı olursa gazetenin okunurluğu ve güvenilirliği de o derece artar” diyor ve şu örneği veriyor:
“Hürriyet gibi...”
-Ve tabi neden bu tespiti Mine hanıma bıraktığın da anlaşıldı.
Sami Selçuk da tamamlıyor:
“Radikal de öyle. Birbirine ters düşen görüşler var orada.”
-Radikal olabilir, misal Yıldırım Türker, Namık Kemal Zeybek. Ama Hürriyet ne alaka?
Yazı yazdığım gazete için çok doğru bir saptama.
-Bırak bu reklam kokan hareketleri yaaa.
Hepiniz Türkiye Türklerindir logosunun altında yazmıyor musunuz?
Radikal’e gelince, onun da son 6 aydaki tavrını gerçek bir aydın çizgisi olarak görüyorum.
-Bu yüzden Radikal'in başına Eyüp Can'ı geçirmiş olmasınlar?
Türkiye’nin böyle aydın duruşlarına çok ihtiyacı var.
-Bir yazında da bizi bu "gerçek aydın çizgisi" konusunda aydınlatırsan ofisimizde mutluluk taklaları atabiliriz.
İlgili yazı; http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15472279.asp?yazarid=10&gid=61
Kendimi eleştireceğim.
-Ne gerek var canım.
Konu, eski Yargıtay Başkanı Prof. Sami Selçuk.
-Hocam, şimdiden geçmiş olsun.
Selçuk, haftada bir yazdığı Star Gazetesi’nden geçen hafta ayrıldı.
-E nolmuş?
Eski Yargıtay Başkanı bir süredir Ergenekon davasında yapılan hukuksuzlukları eleştiriyordu.
-Bu sefer peşinen derdini belli ettiğin için sağol.
Ayrıca Anayasa değişikliği yerine, yeni bir anayasanın yapılmasını savundu.
-Olabilir
Bir de milletvekillerinin Anayasa değişikliği oylamasında serbest bırakılması gerektiğini söyledi.
-iyi demiş de parti kapatmayı zorlaştıran yasa baskı yüzünden mi düştü?
Öyle anlaşılıyor ki, bu tutumu, hükümete tam angaje “Star” Gazetesi’nde “rahatsızlığa” yol açmış.
-Ve sen de bunun üzerinden özeleştiri yapacaksın?
* * *
Geçmişte, Sami Selçuk’un başka konularda da çıkışları olmuştu.
-Ne gibi?
O dönemde, fikirlerinin bir bölümü bana ters gelmişti ve oturup onu eleştiren yazılar yazmıştım.
-Hangi fikirleriydi onlar? Çok merak ettim.
Yazılarımda hakaret falan yoktu, sadece fikirlerini eleştirmiştim.
-O kadar nazik bir herifsin ki hakaret etsen bile anlaşılmaz.
Yine de geriye baktığımda, onun çıkışlarını önyargıyla okuduğumu anlıyorum.
-Star gazetesinden ayrılmasa ne işin var önyargıları hatırlayacak.
Daha doğrusu, o çıkıştaki sağlam “aydın duruşunu” hiç anlamadığımı fark ediyorum.
-Eh, Ergenekon'a bir iki eleştiri yapmasa bunu da fark etmeyecekmişsin ya.
Kaç yılını aldı bunu fark etmen?
Tabii hepimiz insanız ve geçmişteki yazılarımız bütün hayat boyu bizi takip ediyor.
-Sahi seninkilerden nasıl kurtulmayı düşünüyorsun?
Geçenlerde Star Gazetesi yazarı Ahmet Kekeç’le sohbet ederken şunu söyledim:
-Sana gün aşırı "çakan" Ahmet Kekeç?
“Bugüne kadar bana yaptığın eleştiriler içinde en haklı olanı, Tansu Çiller döneminde yazdığım bir yazıyı yüzüme vurmandı.
Ben o günlerde ‘Her şey hukuktan ibaret değildir’ diye bir cümle kullanmışım.
Çok haklısın, inan şimdi o cümleden dolayı utanıyorum.”
-Jitem hukukunun aldığı canlardan ötürü mü, yoksa şimdi ergenekoncuların hukuka ihtiyacı olduğu için mi?
Şimdi görüyorum ki, Sami Selçuk, “cemaatçi” bir aydın değil.
-Bekir Berat Özipek diye biri de var Star'da hafif genç sivilliği de var diyorlar.
O, bağımsız bir vicdan ve sapına kadar hukuka bağlı.
-Sami Selçuk'tan Ergenekon avukatı, postal yalayıcı çıkmaz canım, boşuna debelenme.
Yanlış anlamayın, bunu sadece bugün söylediklerine, yazdıklarına bakarak söylemiyorum.
-Hiç yanlış anlar mıyız yaaa, ayıp ettin bak.
Bugün de aynı fikirde olmadığım görüşleri var.
-Ne mesela, birkaç örnek ver be abicim.
Ama hepimize, hukukun ne olduğunu anlatıyor; sanık koltuğuna oturtulan insanları, bizim önyargılarımızın,
ideolojilerimizin değil, hukukun, adalet duygusunun yargılayıp karar vereceğini kabul etmemiz gerektiğini anlatıyor.
-On beş sene önce de hatırlatılıyordu ama sen JİTEM hukukunun şakşakçılığını yapıyordun?
Sami Selçuk, dün Vatan Gazetesi’nde Mine Şenocaklı’nın sorularını yanıtlamış.
Şu cümleleri, bugünkü düşünce hayatımızın sefaletini ne kadar güzel anlatıyor:
-Bu sefaleti senin yazılarından daha iyi birşey anlatamaz.
“Bakıyorsunuz, biri size demokrasi söylevleri çekiyor.
Biraz onun düşüncelerine aykırı şeyler söylemeyegörün, katlanamıyor, hemen saldırıya geçiyor.
Ardından da hoşgörüden söz ediyor.
Oysa hoşgörüde katlanma öğesi vardır.
Siz benim düşüncelerimi benimsemeseniz bile onu sergileme hakkımı savunmanız lazım.”
-Ertuğrul Voltaire de aynısını yapıyor
Arkasından ekliyor:
“Eğer demokratsanız elbette! Değilseniz, zaten içinizde bir faşizm canavarı var demektir.”
-Sakın sen üstüne alınma e mi?
* * *
Evet bu cümleler, Türkiye’de köşe yazarlığının, düşünce hayatının sefaletini ortaya koyuyor.
-Sefaletin resmi için bakınız; Ertuğrul Özkök - "Plasentada mutluluk taklaları"
Bugün ortada “liberal” ve “demokrat” diye gezen insanların bir bölümüne bakıyorum.
-Hangi bölümüne?
Kendilerinden başka kimsenin düşüncesine saygıları yok. Hepsi birer infazcı. Her gün onlarca “andıç” etrafta uçuşuyor.
-Bak hemen beyfendi çizginden kayıyorsun. Hani hoşgörü, düzeyli eleştiri?
Referandumda “Hayır” diyecek insanlara anında “Darbeci”, “Askerci” etiketini yapıştırıyorlar.
-Ay bu lafları ne kadar oturmuş içine böyle. Her yazıda şunlara değinmesen olmaz.
O nedenle Sami Selçuk’un bu tavrı bana iyi bir ders oldu.
-Hadi o zaman Hrant Dink davası için de ders olsun bu tavır?
Bundan böyle “cemaatsiz” insanların düşüncelerine karşı çok daha dikkatli olacağım.
-Çok iyi olur valla.
İnsanlar senin köşene düşeceklerine başka bir sürü yere düşmeyi yeğliyorlar benden söylemesi.
* * *
Yazımı, mülakatı yapan Mine Şenocaklı’nın şu tespiti ile bitiriyorum:
-Senin tespitlerin daha kıymetli amaaa :(
“Ben (sizin ayrılmanızın) gazete için kayıp olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bir gazetede köşe yazarları ne kadar farklı olursa gazetenin okunurluğu ve güvenilirliği de o derece artar” diyor ve şu örneği veriyor:
“Hürriyet gibi...”
-Ve tabi neden bu tespiti Mine hanıma bıraktığın da anlaşıldı.
Sami Selçuk da tamamlıyor:
“Radikal de öyle. Birbirine ters düşen görüşler var orada.”
-Radikal olabilir, misal Yıldırım Türker, Namık Kemal Zeybek. Ama Hürriyet ne alaka?
Yazı yazdığım gazete için çok doğru bir saptama.
-Bırak bu reklam kokan hareketleri yaaa.
Hepiniz Türkiye Türklerindir logosunun altında yazmıyor musunuz?
Radikal’e gelince, onun da son 6 aydaki tavrını gerçek bir aydın çizgisi olarak görüyorum.
-Bu yüzden Radikal'in başına Eyüp Can'ı geçirmiş olmasınlar?
Türkiye’nin böyle aydın duruşlarına çok ihtiyacı var.
-Bir yazında da bizi bu "gerçek aydın çizgisi" konusunda aydınlatırsan ofisimizde mutluluk taklaları atabiliriz.
İlgili yazı; http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15472279.asp?yazarid=10&gid=61
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)